Neden İstanbul?

Caravansarai projesinin başlangıcından beri hep aynı soruyla karşılaştık:

“Neden iki Amerikalı olarak İstanbul’da bir proje mekanına sahip olmak istiyorsunuz?”

Cevap ikimiz için o net ve açık ki, bu soruyla böylesine sık karşılaşacağımızı bile düşünmemişiz!

Bizim Caravansarai hikayemiz 2006’da Julie’nin konuk sanatçı olarak İstanbul’a davet edilişiyle başladı. Julie bu şehirde sanat çalışmalarını gerçekleştirmek için ilham ve uygun ortam buldu. Res Artis’le çalışması onu inanılmaz bir bağlantı noktasına dönüştürmüştü. Zaman geçtikçe bu büyüleyici şehirde dünyanın her yerinden gelen insanı ağırlamakta olduğunu fark etti. Sonuçta misafir olarak ağırladığı birçok sanatçıya harekete geçmesi için destek vermiş, rehber, ortak, aşçı ve hancı olmuştu ki, Beyoğlu, Tepebaşı’nda küçük bir yapım / sunum mekanı kiralamaya karar verdi. Kiraladığı bu mekan ilk Caravansarai’dı.

2003 yılından beri Türkiye de dahil sayısız Balkan ülkesinde eğitmen olarak çalışan, araştırmalar ve performanslar yapan Anika, geçirdiği kişisel bir kriz sonrası İstanbul’da sığınmacı olarak yaşamaya karar verdi. Burada Julie ile karşılaşıp, onun ilk Caravansarai’daki eşyalarını taşımasına yardımcı oldu.

İstanbul’daki sanat ortamının doğurganlığı ve potansiyeli hakkında konuşurken İstanbul’un tanıdığımız sanatçılar için uygun bir buluşma noktası ve ilgi çekici bir yer olduğunu fark ettik. İstanbul’u konumuyla birlikte daha da çekici kılan bir özelliğiyse, son bütçe dağılımında Türkiye’deki kültür ve sanat programlarına ayrılan paydı. Avrupa Komisyonu ve başka pek çok Avrupa kökenli fon ve uluslararası fonlar, Türkiye’deki sanatçılar ve projelerini kendi kültürel programlarının merkezine oturtmuşlardı. Bu kaynak akışı, özellikle şu anda, İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti oluşuna da bağlı.

Kişisel, finansal ve lojistik nedenlerle, yaratıcı ve maddi kaynaklarımızı burada değerlendirmeye, bir yandan kendi işlerimizi üretmeye devam ederken bir yandan da bizim gibi sanatçılara mekan sağlamayı sürdürmeye karar verdik.